30 Ağustos 2008 Cumartesi

ÖMRÜ BURJUVAZİYE “BALYOZ” GİBİ İNEN BİR DEVRİMCİ: NAFİZ KAÇMAZ

ÖMRÜ

BURJUVAZİYE “BALYOZ” GİBİ İNEN

BİR DEVRİMCİ:

NAFİZ KAÇMAZ



“ …

Kasketli bir adam gördüm

gözümün önünde hala.

Ya duvardaydı

afişlerden birinin içinde,

perondaydı yahut

altında kırık camların.

Nerde olursa olsun

Bir baş üstündeydi

öteki adamların.

Rahatça dayanmıştı bir balyoza.

…”

-Nazım Hikmet-

Türkiye İşçi Sınıfı yiğit evlatlarından birini, devrim ve sosyalizm mücadelesi yorulmaz bir savaşçısını daha kaybetti.

Türkiye’nin en yaşlı sosyalistlerinden biri ve Çukurova’nın en yaşlı sosyalisti Nafiz KAÇMAZ, zorlu ama bir o kadar da onurlu yaşamının son nefesini, kendisi gibi sosyalist olan yıllardır göremediği sürgündeki biricik oğluna kavuşamadan, 16 Mayıs 2003’te ömrünün çoğunu geçirdiği emekçi şehri Adana’da, her harcında kendisinin ve değerli hayat yoldaşı Yüksel KAÇMAZ’ın alınteri, göz nurunun olduğu , duvarlarında hala özel timin, faşistlerin sıktığı kurşunların izleri bulunan evinde verdi.Yoldaşları, dostları onu son yolculuğuna güneşli bir bahar günü, karanfillerle, alkışlarla uğurladı, mezarı kızıl bayrakla örtüldü.

1926’da hayatını adadığı sosyalist devrimin can bulduğu Sovyet topraklarında Akıska’da varlıklı bir kulak ailesinin çocuğu olarak başlayan yaşamını, Adana’da, Diyarbakır’da, Malatya’da, Niğde’de, İstanbul’da ,bulunduğu her yerde yoksullara, işçi sınıfı mücadelesine ve sosyalizme adamıştı.

Çukurovalı,Adanalı devrimcilerin,sosyalistlerin,hepimizin Nafiz Amca’sı bir inşaat yıkımcısı idi. Yakalandığı parkinson hastalığının ileri safhalarına denk düşen birkaç yıl öncesine kadar balyozunu elinden hiç düşürmedi. Tıpkı Nâzım’ın yukarıdaki şiirinde anlattığı Kiyef’li adam gibi. Yaşamı boyunca yüzlerce binayı yıkan Nafiz Amca, bir yıkım sırasında bir arkadaşına balyozu nasıl vurması gerektiğini, bir yönüyle kendi yaşamına da damgasını vuran bir şekilde şöyle tarif ediyor: “Balyozu kapitalizmin kafasına vurur gibi vuracaksın,sisteme indirir gibi indireceksin” Gerçekten de bütün yaşamını bir “balyoz” gibi indirdi burjuvaziye ve onun düzenine.

Politik yaşamına TKP ve TİP saflarında başlayan Nafiz KAÇMAZ , ‘77 1 Mayıs’ından, grevlere, fabrika işgallerine, direnişlere kadar her türlü eylemde yer aldı ve inançlı, sebatkar bir sosyalist olarak görevden ve militan mücadeleden, tıpkı soyadı gibi bir an olsun bile “kaçmadı” ve son günlerine kadar çevresindeki herkese, özellikle gençlere devrime ve sosyalizme olan inancını aşılamaya çalıştı. Sadece sabrı ve mücadeleciliği ile değil, neşesi, heyecanı ve coşkusu ile de gönlümüzde yer etti.Onun, yanında hayat yoldaşı ve kendi yaşamı başlı başına mücadele olan Yüksel Teyze ile, mitinglerdeki, alanlardaki yumruğu sıkılı ve gözleri yaşlı hali sanırım hiçbir devrimcinin hafızasından silinmeyecek.

Nafiz Amca birçok “yorgun” işçiye, belirli bir yaştan sonra kenara çekilen birçok “eski” sosyaliste doğruyu gösterircesine, yıllardır boğuştuğu ciddi sağlık sorunlarına rağmen son dönemi hariç, hemen hiçbir büyük eylemi, mitingi,1 Mayıs’ı kaçırmadı. Entellektüel faaliyeti küçümseyen “eylemcilere” ders verircesine, okumayı hep önemsedi, kendisi gibi sosyalizme gönül vermiş çok sevdiği eşi ile panellere, toplantılara, konferanslara elinden geldiğince katılmaya çalıştı ve özellikle zor günlerinde kendisine yeterince sahip çıkılmamasına rağmen, mücadelenin her aşamasında sosyalistlerin, devrimcilerin birliğini, dayanışmasını savundu.

Güle Güle Nafiz Amca! Güle Güle “Kavga Dostu”, “İş kardeşi”! Güle Güle Yoldaş!

İyi ki tanıdık seni! O balyoz, bu köhne düzen yıkılıncaya dek inmeyecek. İçimizdeki devrim ateşi, senin gibi yoldaşların dostluğu, sıcaklığı sayesinde hiç sönmeyecek!

Ne mutlu her şeye rağmen o “balyoz”u var gücüyle vurmaya devam edenlere!

Şiar Rişvanoğlu


25 Temmuz 2008 Cuma

Nafiz Kaçmaz




















''Üç Günden Sonra Duyalar, Soğuk Su İle Yuğalar''
Safa Kaçmaz


Öteki dillerin çoğunda olduğu gibi türkçede de ölüm konusunda yapılan duyurunun adı ‘kayıp ’ ve ‘yitirildi ’ şeklindedir.

1926 yılında, eski Sovyetler Birliği sınırları içindeki Ahıska’da doğan Nafiz Kaçmaz’ı Mayıs ayının ikinci haftasında,uzun yıllardır yaşamakta olduğu Adana’da ‘yitirdik’; ölüm ve cenaze törenleri üzerine , anısına hazırlanan bu yazıları eğer okuyabilmiş olsaydı, babacığım sanırım mutlu olurdu.

***

Eski toplumda, aidi olduğu ve olmadığı toplumsal birimler ile kendi arasında kurulmuş olan ilişkiler, bireyin doğum öncesinden başlar; çünkü doğacak çocuğun baba-erkek ve ana-kadın toplum birimleriyle hangi tür bir aidiyet ilişkisine sahip olacağı önceden saptanmış durumdadır; bu ilişkiler bireyin ölümü ile son bulmaz; hatta bir bakıma güçlenen bir şekilde, devam eder. Daha 5. yy’da Kutsal Ogüst , «Pompea exsequiarum, magis sunt vivorum solatia, quam subsidia mortuorum» derken bu bakımdan çok haklıydı. Eski toplumda daha belirgin bir şekilde görüldüğü gibi, ölüm törenleri, ölenlerden çok, yaşayanlar için değer taşır.

Toplumsal ilişkiler, sonuçları bakımından, üretim tanımayan en eski insandan bu yana, bireyin aidi olduğu ve olmadığı toplum birimler arasındaki paylaşım ilişkileri düzeninden başka bir şey değildir ve bu olguyu bütün yönleriyle kavrayabilmek için kendisine başvurduğumuz insan tarihi, cenaze ve ölüm törenleri konusunda da, zengin kaynaklara sahiptir.

Daha yakından bakıldığında, insan toplumunun en eski kültür temellerinden birisi olarak ölüm törenlerinin ritüel özelliği; deyimsel ve uygulamalı gelenek aktarımına dayanmakta olduğu farkedilecektir. Eski ve modern toplumlarda, ölüm ve cenaze törenleri düzeni, mezar-cenaze kültü, verili topluluk ilişkilerinin kavranılması ve irdelenmesinde açıklayıcı bir kurumdur; eski toplumun bir çeşit ilişki aynası olarak varlığını, sonraki yuzyıllara uzatarak günümüze gelmiştir.

Her eski mezar keşfi kazıtbilimciyi yeniden çok sevindirir. Çünkü yamyamlıktan uygarlığa doğru atılan adımları temsil eden cenaze ve ölü beden koruma kültünün parçası olan mezarlar bulgusal olarak bu zengin tarihin hiç olmazsa önemli bir bölümünü bağırlarında saklamışlardır.


Hepsi de yemek ve içmek ile bağıntılı olan kupa, çanak-çömlek kalıntıları, nerede ise bütün dünyada eski mezar kazıtlarının ortak bulgularını oluşturuyor. Cenaze tören katılımcılarını tanıtan özel desen, şifre veya benzer belirleyici özelliklere sahip olan ve batıda, genellikle isteyerek kırılmış kupa, çanak-çömlek kalıntılarını ölü beden ile birlikte mezara gömmek çok eski bir uygulamadır; şimdiki görgüsüz zenginlerin Atina ve İstanbul tavernalarında tabak kırma gösterileri, anlaşılıyor ki, eski toplumun geleneksel bir cenaze töreni uygulamasıydı. Hakimin kalem kırması gibi, antlaşma araçları olan kadeh ve tabak kırma tutumu, eski insanın verilen sözden dönmeme, benzer tutumu yinelememe isteğini yansıtmaktadır.

Cenaze törenlerinin, artık onların hiçbirisini yiyemeyecek, koklayamayacak ve içemeyecek durumdaki ‘ölmüş birey ruhuna’ adanmış ziyafet törenleriyle sıkı sıkıya bağlı olması olgusu uzmanların epey zamandan bu yana dikkatlerini çekmişti. 'İlkel topluluklar' arasında araştırma yapıp da cenaze törenlerine el atmak zorunda kalmamış cok az Avrupalı bilim adamı vardır. Çünkü en basit gözlemde bile, bütün toplulukların ölüm ve ölü beden ile belirgin kurallara bağlı bir ilişki yükümlülüğü içinde olduğu hemen saptanabilmektedir.

Ölüm ve cenaze törenlerine ilişkin Avusturalya izlenimlerine dayanan küçük bir not çok ilginçtir: ingiliz kökenli bir Avusturalyalı, çin kökenli yurttasının, ölmüş bir yakının ruhuna, düzenli aralıklarla, pirinçli yemekleri götürüp mezarın üzerine bırakmasıyla alay ederek, ölünün geceleri ç ıkıp getirilen yemekleri yiyip-yemediğini sorar. Çin kökenlinin yanıtı oldukça soğukkanlıdır: “Onun bu yemekleri yiyip yemediğini bilmem ama, sizin ölü, mezarı üzerine bıraktığınız o güzel çi çekleri geceleri çıkıp kokluyor mudur acaba?”

Ölü birey ruhuna sunulan ve fakat hepsini yaşayanların tükettiği yiyecek ve içeceklerin, ölü bireyin ‘öteki dünya yolculuğu’ sırasındaki ‘gereksinimi’ gibi tanıtmak konuyu çözümlememiştir. Ne yazık ki, uzmanlarımızın genellikle, sadece kendi davranışını anlamlı ve soylu sayan ukela ingiliz ile törelerine bağlı kurnaz çinlinin kavrayış derinlikleri ötesine geçebildiklerini söylemek çok zordur. Evrensel özellik taşıyan ‘ölü ruhuna ziyafet’ kalıntılarının asıl anlam ve kaynaklarına yönelmek yerine metafizik dünyanın gıri bulutları arasında sonu gelmez ‘açıklamalar’ girdabında gezilip durulmuştur.

Ölüm ve cenaze kültünün parçalarını bulduğumuz ölüm törenlerinin düzeni aslında toplumbirimlerin kendi içlerinde ve aralarında var olan ilişkiler düzeninin gerçek yaşamın dışına itilme ve bunları yinelememe çabası olarak şekillenmeye başlamış olmalıdır.

Eski toplumun mezar kültünün, dolayısıyla ölüm ve cenaze törenlerinin merkezinde bulunan yemeli-içmeli ziyafet toplantıları, bireyle toplum birim ilişkisi bakımından, bir yanıyla, iç ve dış ölü yamyamlığının geçmiş göstergelerini yansıtmaktadır; öte yandan ise, daha az bozulmuş öteki ritüel gelenekleriyle de, ölünün aidi olduğu ‘cenaze sahibi’ birim ile aidi olmadığı toplum birim arasındaki paylaşım ilişkilerini yansıtır. Bir topluluğun cenaze ve ölüm kültünün çeşitli görünt üleri ve karmaşıklık yada basitliği, o topluluk atalarının uygarlığa adım attıkları andaki ilişki tarzlarını ortaya serer.

Binlerce yıla yayılan süreçte dönüşmüş, bozulmuş ve unutulmuş yanlar taşıyor olsa da, ölüm-cenaze törenleri, eski toplumun, yaşayan ve ölen bireyi arasında yerine getirilip uyulması gerekli olan saptalı kurallarıyla tarihin en eski kültür ögelerinden birisidir. Bıçağı ateşe uzatmanın yasaklanması, ateşle arınmanın kutsanması vb. ile ölü bedenin yakılma suretiyle cenaze töreni yapılması tarihte aynı temel uygarlık çizgisi üzerinde şekillenmiştir. Toplu mezar alanlarının, yerleşim birimleri sınırları içinde veya dışında seçilmiş olması da tarihteki anlamını, ‘mimari kaygılarda’ değil, toplumbirim ile ölen birey arasındaki ilişkilerde bulur; ölü bedenin konut zeminine gömülmesi; ‘köle kullanılarak yaptırıldığı’ yinelenen eski mısır piramitleri, Sümer yer altı kıraliyet mezarlıkları, kümbet ve mozoleler… ölü bedenin korunması ödeviyle yükümlendirilmiş topluluğun asal ürünleridir.

‘Kayıp’ ve ‘yitirildi’ ilanları; ölümün ‘üç günden sonra’ duyurulması veya öteki benzer deyim ve uygulamaların vurguladığı temel olgu, ölen kişinin ölümünün başka ifadelerle tanıtımı, daha doğrusu, gizlenmesidir. Ölümün ve ölü bedenin gizlenmesi kaygısının; ölen bireyin ’başında nöbet’ tutularak korunması geleneğinin... gerçek nedenleri anlaşılmaya başladığında cenaze törenlerinin mistik örtüsü de yere düşmeye başlar.

Paris- 28.09.2003

Nafiz Kaçmaz Yaşamını Yitirdi
















Kaçmaz yaşamını yitirdi
Türkiye'nin en yaşlı komünistlerinden, TKP ve TİP süreçlerinde aktif görev almış Nafiz Kaçmaz, yaşamını yitirdi. Kaçmaz'ın cenazesi, ailesi, yakınları, EMEP, ÖDP, TKP ve İP üye ve yöneticilerinin katılımı ile Kabasakal Mezarlığı'nda toprağa verildi. Cenazaye Kaçmaz'ın yakını olan Sabah gazatesi yazarı Necati Doğru da katıldı. 1926 yılında Sovyetlere bağlı Ahıska'da dünyaya gelen Nafiz Kaçmaz, önceki gün vefat etti. Küçük yaşlarda ailece Türkiye'ye göç etmeleri ile birlikte genç yaşında TKP saflarında mücadaleye başlayan Kaçmaz, bir inşaat işçisi olarak yaşamı boyunca sosyalist mücadelenin içinde yer almıştı. Yaşına rağmen miting ve eylemlerden geri durmayan, emek ve demokrasiden yana partileri ziyaret ederek sürekli sosyalizm ve işçi sınıfı vurgusu yapan, gençlere moral aşılayan Nafiz amcanın cenazesi, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde yer alan genç ve yaşlı kuşakları buluşturdu. Cenaze töreninde bir konuşma yapan EMEP Adana İl Sekreteri Halil İmrek, Nafiz Kaçmaz'ın yaşamının, işçi sınıfı ve sosyalizme adanmış bir yaşam olduğunu söyledi. Kaçmaz'ın anısının mücadele ile yaşatılacağını sözlerine ekleyen İmrek, "Nafiz amcanın da sürekli dediği gibi, sosyalizm gelecek" dedi. Kaçmaz'ın naaşı, anısı adına yapılan kısa konuşmaların ardından toprağa verildi.

http://www.evrensel.net/03/05/18/gundem.html

İZLENİM: Halil İlmek

Nafiz Kaçmaz'ı önceki gün hep birlikte toprağa uğurladık. Mesleği yıkım­cıydı. .. Eskinin yerine ye­ninin inşa edilebilmesi için çürük yapıları yıkardı. Her zaman eskinin karşı­sında yeninin zaferini sa­vundu. İşçiydi, emekçiydi, devrimciydi ... Nasır bağ­lamış elleri ile yıllarca sal­ladığı balyoz un gücüyle çürümüş eski sistemin bir­gün yıkılacağına inancı ve güveni tamdı.

O'nu Çukurova'nın e­mekçileri, devrimcileri ya­kından tanıyor. Yıllardır bıkmadan usanmadan mücadele verdi. Grevler gördü, darbeler yaşadı, di­renişlerin içinde yer aldı. Bir gün bile emekçilere, devrime, sosyalizme sırtı­nı çevirmedi. Ciddi sağlık problemlerine, 8ü küsur yaşına rağmen 1 Mayısla­ra ve birçok etkinliğe hep katıldı. Ve sesi yettiğince, bilincin silaha dönmesi gerektiğini anlattı. Genç­lere hep cesaret aşıladı. Hep sosyalizme vurgu

yaptı. Ağzından ağlamak­lı çıkan şu sözleri herhal­de herkesin hafızalarında:

"Sosyalizm gelecek, sos­yalizm mutlaka birgün başa geçecek."

Akrabası, aile dostu Mevlüt Kirazcı'nın cenazede anlattığı bir anısı, Nafiz amcayı çok iyi anla­tıyordu; Nafiz amca Mev­lüt hocadan iş için yar­dım ister. Mevlüt hoca işe gider ve 8-10 kilo ağırlığındaki balyozla sütüna vurur, ancak balyoz sıç­rayıp geri gelir. Bunun üzerine Nafiz amca balyo­zu alır. Ve "Sistemin ka­fasına vurur gibi, düzeni yıkacak güçte vurmalı­sın" deyip bir kaç balyoz darbesiyle sütunu yıkar.

Dün cenazesinde onun için söylenenler gayet an­laşılır ve netti: "Tam bir emekçiydi". "Soyadı gibi mücadelen hiç 'Kaç­maz’dı". Onun mücadele inadını eşi Yüksel Abla şöyle anlatıyor: "Daha yatağa düşmemişti. Ge­çen seneydi sağlığı kötüy­dü, ben 1 Mayıs'a gitme­sin istedim, Banyoya gi­rince bende banyo kapısı­nı üstüne kilitledim. Ama durmadı kapıyı kıracaktı, inatçıydı ben de pes et­tim Kapıyı açtım tamam git ne yaparsan yap de­dim".

**


Nafiz Kaçmaz: YÖN BİLDİRİSİ İMZACISI

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=98782


***

Nafiz Usta ve ÖDP...


















Nafiz Usta ve ÖDP...

Okumuşlar halkın korkusuna gülerler, halk da okumuşların ödlekliğine. Nafiz Usta, 1946 yılında askerden Adana'ya döndüğünde "okumuşların ödlekliğine güldü..." ve Dr. Esat Adil Müstecaplı'nın kurduğu Sosyalist Parti'ye üye oldu... O yıllarda komünizm Rusya'da çelikten bir zırh içinde hiç bir zaman yıkılmayacak gibi dururken ve komünist olmak Türkiye'de birinci tehlike olarak görülürken sosyalist bir partiye üye olmak, inanmışlığın yanı sıra biraz da yürek isteyen bir durumdu...

Nafiz Kaçmaz Usta...

20 yaşında sosyalist oldu...

O sıralarda Türkiye'de komünist yazarları, şairleri Karadeniz'in hırçın dalgalı lacivert sularında boğuyorlar ya da Rusya'ya kaçıp canlarını kurtarmaya zorluyorlardı.

Nafiz Usta...

Şimdi 75 yaşındadır...

Ve yine sosyalisttir...

Komünizm Moskova'da çöktü...

Onun inancı yıkılmadı.

***

Nafiz Usta diyor ki; sosyalizm kötü bir sistem olduğu için yıkılmadı. İnsanlar henüz bencillik duvarını geçemedikleri için yıkıldı. Sosyalizm, hiç aksatmadan yüksek verimde kardeşçe çalışmayı ve ürettiğini hiç yüksünmeden kardeşçe paylaşmayı gerektiren bir sistem olduğu için insanın egoizmine dayanamadı. İnsanoğlu, hayvanlık durumunu budayamadı, egoizmini frenleyemedi, benciliğini törpüleyemedi ve özveriyi öne geçiremedi. Bu yüzden sosyalist sistem çöktü. Kapitalist sistem ise "sahip olmak istiyorsan yarış, ez geç, köşeyi önce sen dön ve kazan..." diyerek insan benciliğini kendine hayat vitamini yaptığı için yaşadı..

Nafiz Usta 75 yaşındadır...

Ve hala inanıyor...

İnsanoğlu bir gün...

Benciliğini bitirecek...

Sosyalizmin yaşayacağı şartlar işte o zaman olgunlaşacak. Bu inançla Nafiz Usta, 1963'de 12 sendikacının kurduğu ve Mehmet Ali Aybar'ı Genel Başkan yaptıkları Türkiye İşçi Partisi'ne de girdi, çalıştı. Türkiye İşçi Partisi kapatıldı. Nafiz Usta sonra Prof. Sadun Aren'in kurduğu Birleşik Sosyalist Parti'ye üye oldu...

Şimdi o, ÖDP'li...

***

Nafiz Usta...

Yapı ustası değildir.

O yıkım ustasıdır...

Eskimiş, ömrünü doldurmuş, işlevini bitirmiş, insanlığa faydası kalmamış, köhne binaları yıkar. Onun yıktıklarının yerine çağdaş, ileri teknolojide, yeni ve insanlığa faydalı binalar yapılır. Adana Küçüksaat'te eskimiş Belediye otelini yıktı, yerine Yapı Kredi'nin çok modern binası dikildi. Eski borsa binasını yıktı yerine çok ileri bir alışveriş merkezi yapıldı. Abidinpaşa Caddesi'ni İnönü Parkı'na bağlayan güzergahtaki bütün eski evleri 35 yıl önce yıktı, yerine Adana'nın trafiğine nefes aldıran Gürsel Bulvarı yapıldı. Nafiz Usta, askerden döndükten ve "okumuşların ödlekliğine gülüp..." sosyalist olduktan bu yana 45 yıldır sessiz, sedasız, tedirgin etmeden, rahatsızlık yapmadan, ortalığı toza, toprağa, velveleye, gürültüye boğmadan yıkıyor. Nafiz Usta hem kendisi ÖDP'li hem bu seçimlerde herkesi ÖDP'ye oy vermeye ikna etmek için canını dişine takmış çalışıyor.

Niçin?

ÖDP de, tıpkı Nafiz Usta'nın yaptığı gibi eskimiş, köhnemiş düzeni sessiz, sedasız, tedirgin etmeden, ortalığı velveleye vermeden, yıkmak ve yerine çağdaş, ileri, insanlığa ve ülkeye faydalı düzen kurmak isteyen bir parti olduğu için...

***

ÖDP, eski tüfeklerin sosyalist inancını, gençlerin köhnemiş düzenini ihtilalci yöntemlerle değil "henüz egoizimini törpüleme aşamasına gelememiş halkı yanına alarak" değiştirme ihtiyacı üstünde yükseliyor.

Hem İstanbul'da gözlemledim..

Hem Anadolu'da gördüm...

ÖDP, eski kök üzerinde...

Taze bir filiz gibi yükseliyor...

ÖDP, partileşiyor...

Diğer partilerin tamamını kirlenmiş, gerici ve köhnemiş olarak görenler "tek temiz parti" dedikleri ÖDP'ye meylediyorlar. Fakat bunların Türkiye'de oyları yüzde kaçı bulur? Yüzde 2'yi mi bulur, 3'mü bulur? ÖDP'lilere göre, oran önemli değil, filizlenmeye başlayan duygu önemli. ÖDP Adana Yüreğir Belediye Başkan Adayı Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu Kezban Tangerli, "Biz diğer partiler gibi halka gidip, bize oy ver biz sana herşeyi verelim, seni biz kurtaralım demiyoruz. Biz halka gel sen de bize katıl birlikte kurtulalım diyoruz" diyor. Adana'nın Kiremithane Mahallesinde dolaşırken konuştuğum Ruhi Palalı, "Lan gardaş.. Şu seçim resimlerine bakıyom bakıyom...Bütün partilerin adayları yaşlı, erkek ve zengin... ÖDP'nin adayları genç, okumuş, dürüst... Gönlümden mühürü ÖDP'ye basmak geçiyor..." diyor. Fakat yanındaki arkada şı, Ahmet Çalışkan ise "Lan gardaş sen öyle söylüyon amma bunlar da aşkın-fişnenin partisiyik diyorlar. Kuruluş yıldönümlerinde de Amerikan rock müziğiyle oynuyorlar..." diye bir itiraz yükseltiyor.

Şöyle ya da böyle...

ÖDP, konuşulan parti oluyor...

Nafiz Usta...

Egoizmin törpüleneceğine inanıyor...

Nafiz usta!



















NAFİZ USTA !

NECATİ DOĞRU

UYSA DA UYMASA DA

Sabah, Pazar 18 Mayıs 2003

O, su katılmamış bir Kafkas Türkü'ydü ... Kafkas arısı gibi çalışkan, yorulmaz, eğilmez, bükülmez, doğru bildiğin­den dönmez, dur otur bilmez, gece gündüz çalışırdı.

“Ahıska Türkleri”indendi.

Ahıska' da doğmuş, 7 yaşınday­ken babası Molla Mehmet, anne­si Şahsenem, üç kardeşiyle birlikte onu da alıp, bütün mallarını, mülk­lerini, evlerini bırakarak Kars sınırın­dan gizlice Türkiye'ye kaçırmıştı.

Komünizmden kaçmışlardı.

***

Güneşin, toprağın ve suyun başka yerlere benzemez biçimde yüzle­şerek bir araya geldiği Çukurova'nın zenginliğine baktı, sevindi.

Kuru ağacı dik, yeşeriyordu.

Kuş ağzında…

Toprağa ölü tohum düşse ...

Diriliyordu ...

Ölü tohumu,at, diriliyordu.

Irgatların sabahın saat 4’ünde tan yeri henüz ağarırken kalkıp "bir lokma ekmek parasına" pamuk toplamaya gidişine baktı, kalbi se­vinçle doldu. Tarlaların sahibi ağa­ların, pamuktan gelen zenginliği Adana pavyonlarında nasıl yedikle­rine, kalanını da Adana'da yatırıma dönüştürmeyip İstanbul'a götüre­rek çarçur etmelerine baktı, yüreği "kızgınlıkla" doldu. Eşi Yüksel’e aşık oldu, çok gençtiler evlendiler. Oğulları Sefa doğdu.

Komünizmden kaçmıştı.

KaIktı komünist oldu.

Nafiz Usta 20 yaşındaydı.

Yıl 1946'nın baharıydı.

Askerden yeni dönmüştü.

1946 yılında Dr. Esat Adil Müstecaplı'nın kurduğu Sosyalist Parti' nin Adana örgütüne üye oldu.

***

O yıllarda Rusya'da Stalin'in çelik bir zırh içinde ördüğü komü­nizm, hiçbir zaman yıkılamayacak gibi duruyordu. Ve komünist olmak Türkiye'de birinci tehlike olarak gö­rülürken sosyalist bir partiye üye ol­mak, inanmışlığın yanı sıra biraz da yürek istiyordu.

Sosyalist parti kapatıldı.

1963'de 12 sendikacının kurdu­ğu ve Prof. Mehmet Ali Aybar'ı genel başkan yaptıkları Türkiye İşçi Partisi'ne girdi, çalıştı.

İşçi Partisi kapatıldı.

Prof. Sadun Aren'in kurduğu Birleşik Sosyalist Parti'ye girdi.

Rusya' da komünizm de çökmüştü. Nafiz Usta yılmıyordu. İnancından dönmüyordu. Sosyalist sistemin yıkılmasının ve Rusya'nın Amerika'ya teslim olması­nın yarattığı "tek süper güçlü dünyanın" büyük sancılar getireceğine inanıyordu. Rusya'da komünizmin kötü bir sistem olduğu için yıkıldığı tezlerini reddediyor, insanlar "henüz bencillik duvarını geçemedikleri" için geçici bir sarsıntı içine girdiği­ni anlatıyordu. İnsan egoizmi bir gün frenlenecek ve "komünizm yeni bir yorumla" yeniden doğacaktı.

***

­Kafasında bu düşünceler ...

Yaşı 80'i bulmuş olmasına rağ­men, nerede bir sosyalist bir gruplaşma, kümeleşme görse onlara gidiyor; “Parçalanmayın ... Birle­şin ... Birlikten güç doğar…Halk güçlüyü sever ... Parçalanmışın arkasından gitmez…” diye özellikle gençlere anlatıyordu. Nitekim seçimlerde halk sosyalist­lere oy vermiyor, sosyalist partiler de durmayıp parçalanıyordu.

Nafiz Usta, Cuma günü sabaha karşı hayata gözlerini, yumdu. Onu Adana'da "Kabasakal Mezarlığı" nda toprağa verdiler.. 100 kişilik genç bir grup geldi mezarının başına ... Bunlar bölünmüş, parçalanmış sol partilerin üyeleriydi...

Kimisi TKP'liydi. Bazıları İşçi Parti'Ii... Öbürleri Emeğin BirIi­ği'nden ... Diğerleri ÖDP'den ... Me­zarını kızıl bir bayrakla örttüler, üstü­ne binbir çiçek koydular.

***

TKP'li konuştu.

İşçi Parti'li sözünü kesmedi.

ÖDP'li konuştu.

EMEP'li onu onayladı.

Kavga etmediler, bölünmediler. Nafiz Usta' nın "mezarının onları birleştirdiğini" söylediler, ''yorulmaz savaşçıyı saygıyla anıyoruz" dediler. Sessizce dağıl­dılar.

Ben bunları nereden mi bili­yorum? Nafiz Kaçmaz Usta bizim aile büyüğümüzdü.

O, benim dayımdı.

***